www.uykusuzamasallar.com

Kullanmak İstediğiniz Dili Seçiniz....

Çocuk ve Polen Alerjisi

Polen; ot, ağaç, çiçek gibi bitkilerin üremelerinde rol oynayan, çapları ortalama 3 ila 60 mikron arasında değişen biyolojik oluşumlardır.

Polen bir bitkiden salındıktan sonra rüzgar veya böcekler aracılığı ile havadaki tozlar gibi diğer bitkilere aktarılır. Rüzgarla etrafa yayılan polenler alerjiden sorumludur. Polenler sadece bitkilerin bulunduğu yerde değil, rüzgar aracılığıyla kilometrelerce uzaktaki yerlere de göçerek havada asılı bir şekilde bulunabilirler. Polenler yüzlerce kilometre uzaklara kadar yayılabilmekle birlikte, bu bitkilerin yoğun olduğu bölgelerde daha etkindirler.

Polenlere ait alerjik hastalıklar, bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında daha sık görülür. Coğrafik değişiklik göstermekle birlikte çoğunlukla ağaçlar ilkbahar başlangıcında, çayırlar ilkbahar ve yaz başlangıcında, otlar ise yaz ve sonbaharda polenlerini atmosfere yayarlar.

Polenler solunum yolu ile vücuda girerler. Çocuklar nefes aldıklarında burun, sinüsler, hava yolları veya akciğerlere yapışarak alerjik hastalığın başlamasına neden olurlar. Polen alerjisi olan çocuklarda alerjik belirtiler, polenlerin havayla birlikte solunmasından sonra ortaya çıkar.

Polenler çocuğun bağışıklık sistemi tarafından zararlı madde olarak nitelenir ve polene karşı vücut aşırı bir reaksiyon gösterir. Alerjik çocuklarda polenle temasta vücut histamin adı verilen bir kimyasal salgılamaktadır. Histamin, tüm solunum yollarında aşırı bir reaksiyon ve sulanmaya neden olmaktadır. Böylece sürekli hapşırma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, kuru öksürük, burun ve boğazda kaşıntı, gözlerde kaşıntı ve yaşarma, yorgunluk, baş ağrısı, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir.

İşte bu yüzden tedavide histamin salgılanmasını önleyen (anti-histaminikler) ilaçlar kullanılmaktadır. Polen alerjisi olan çocuklarda ilk tedavi yaklaşımı polenlerle temasın önlenmesidir. Polenlerle ne kadar az temas edilirse hastalık da o kadar çabuk gerileyecektir. Ancak polenleri atmosferden uzaklaştırmak imkansızdır. Fakat alınacak bazı önlemlerle kapalı yerlere girmeleri kısmen önlenebilir.

Polen zamanı evde kapı ve pencereler sıkı sıkı kapatılmalıdır. Evin içinde polen filtresi bulunan hava temizleyici (air-cleaner) kullanılmalıdır. Klima mevcut ise klimaya polen filtresi takılmalıdır. Çocuk sokaktan geldiği zaman elbiseleri değiştirilmelidir. Saçlarına ve cildine bulaşabilecek polenlerden arınmak için banyo yapılmalıdır. Çocuk dışarıda iken şapka, gözlük, maske kullanabilir. Arabada giderken camları açmayıp, polen filtreli klimadan yararlanmak daha uygundur. Polen alerjisi olan çocukların devamlı çocuk doktorunun kontrolünde olması gerekir. Genelde uygun bir tedavi ile polen alerjisi bir ya da iki yıl içinde iyileşmektedir.

Dr.Eliya Benbiçaço
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Alerjik Çocukların Düşmanı Halılar

Ev tozu akarları olarak bilinen maytların en çok yuvalandığı halılar, alerjisi olan çocuk ve yetişkinler için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, halıların oluşturduğu gizli tehlikeye karşı alerji şikayeti olan kişileri uyarıyor.

Ev tozu akarları, insan atıkları ile beslenen, sıcak ve nemli ortamları seven, gözle görülmeyen mikroskobik canlılardır. Bu canlıların vücut parçacıkları ve dışkıları havaya karıştığında alerjiye neden oluyor.

Ev Tozu Alerjisi Alerjik Nezle ya da Astım Nedeni

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerjik solunum yolu tedavisinde öncelikli hedefin, hastanın çevresinde bulunan ev tozu akar miktarını en aza indirmek olduğunun altını çiziyor. Ev tozu akar parçacıklarının ağır olduğuna ve uzun süre havada asılı kalamadığına dolayısıyla akarların, özellikle halılarda yaşam alanı oluşturduğuna dikkat çekiyor. En öncelikli tedavi yönteminin evde bulunan halıların kaldırılması olduğunu vurguluyor. İster elde, ister fabrikada dokunan; sentetik ve yün tüm halıların, ev tozu akarlarının yaşam alanları olduğunu belirterek, akarların bakteri olmadığını ve bu sebepten dolayı anti-bakteriyel halıların da sorunu çözmede yeterli olmadığını dile getiriyor.

Elektrik süpürgesiyle yerde serili halıları yıkamanın alerjenin uzaklaştırılmasına fayda sağlamadığını belirten Nuhoğlu, bu durumun aynı zamanda halıyı nemlendirerek akarların daha fazla yaşamasına neden olduğunu belirtiyor. Buharlı temizlik robotlarının ise yüksek ısıyla akarları öldürdüğüne, ancak dışkı parçacıklarını uzaklaştırmada yetersiz kaldığına dikkat çekiyor.

Halı Yerine Kilim Kullanılmalı

Ev tozu akarı alerjisi olan çocuk ve yetişkinlerin akarlardan uzak durmalarının tek yolunun halıların kaldırılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, halı yerine çamaşır makinesinde yıkanabilecek ince örgü kilimler kullanılmasını tavsiye ediyor. 60 derecede yıkanabilen kilimlerde hem ev tozu akarlarını öldürdüğünü, hem de akarların dışkı parçacıklarının suyla uzaklaştırılmış olduğunu belirtiyor. Altmış derecede yıkanmaya uygun olmayan kilimlerin 40 derecede yıkanması ve hasta odası dışındaki alanlarda kullanılmasının mümkün olduğunu sözlerine ekliyor.

Ev tozu önlemlerine önemli katkıda bulunacak bir diğer girişimin de akarları geçirmeyen yatak – yastık – yorgan kılıflarının kullanılması olduğunu belirten Nuhoğlu, yapılan çalışmaların akar temasının en fazla yatak yorgan ve yastıktan gece uyku sırasında geliştiğini söylüyor.

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerjik olunan maddenin artan miktarlarda dilaltından vücuda uygulanması prensibiyle çalışan “Dilaltı Damla Aşı Tedavisi”nin (sublingual immunotherapy) hastalığı kökten çözme yolunda çok büyük başarı sağladığını sözlerine ekliyor.

Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları

Çocukların 2-8 yaş arası dönemde erişkinlere göre daha sık olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalandığını söyleyen Doç. Dr. Babür Akkuzu, çocuklarda üst solunum enfeksiyonları hakkında merak edilenleri anlattı.

Genel olarak sanıldığının aksine soğuk hava üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olmaz. Kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesinin sebebi, günlük yaşantımızın açık havada değil, daha çok ev, iş yeri, okul, toplu taşım araçları gibi kapalı ortamlarda geçmesidir. Ayrıca soğuk nedeniyle bu ortamlar kış aylarında çok daha az havalandırılır. Kapalı, az havalandırılan ortamlarda çok sayıda insanın bir arada bulunması üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılmasını son derece kolaylaştırır.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri nelerdir?

Nezle: Sulu burun akıntısı, hapşırma, hafif ateş, halsizlik. Bu belirtiler 2-3 gün içerisinde azalarak geçerler. Üst üste gelen nezleler sonrası veya çocukta tıkayıcı geniz eti büyümesi var ise akut bakteriyel sinüzite dönüşebilir.

Sinüzit: Koyu renkli burun akıntısı, geniz akıntısı, balgamlı öksürük, burun tıkanıklığı görülür. Çocuklarda baş ağrısı görülmeyebilir.

Bademcik iltihabı: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, şişen bademcikler nedeniyle konuşma değişebilir. Boğaza bakıldığında şişmiş, kızarmış ve üzeri beyaz iltihap ile kaplanmış bademcikler görülebilir. Uygun şekilde tedavi edilmez ise bademcik apsesi veya romatizmal ateş hastalıklarına neden olabilir.

Farenjit: Yüksek ateş, ağız kokusu, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü gibi belirtiler ile bademcik iltihabına benzer ancak iltihaplanan bademcik dokusu değil, boğazı döşeyen zar tabakasıdır.

Larenjit ve trakeit: Ateş, ses kısıklığı, kuru öksürük, nefes alırken ötme sesi, çocuklarda hızla ilerleyerek nefes darlığına sebep olabilir ve tehlikeli olabilir. Bu nedenle erken dönemde hekimin görmesi ve tedaviye başlanması gereklidir.

Tedavi edilmezlerse hangi tip sorunlara yol açar?

Boğaz enfeksiyonları Beta mikrobu tarafından gelişmişse ve tedavi edilmezse çocuklarda ve gençlerde romatizmal ateş hastalığına yol açabilir. Romatizmal ateş hastalığı da eklemler, kalp kası ve böbrekleri etkileyerek çok ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Bunun yanında tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda kalıcı geniz eti büyümesi ve burun tıkanıklığı, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu(otit), orta kulakta sıvı birikmesi(sekretuar otit) gibi kalıcı problemlere yol açabilir.

Çocukları boğaz enfeksiyonlarından korumak için aileler nelere özen göstermeli?

Bir çocuğu üst solunum yolları enfeksiyonlarından tümü ile korumak ancak hava geçirmez bir odaya hapsedip insanlar ile temas etmesini engelleyerek mümkün olabilir.

Her çocuğun özellikle yuva ve okula gidiyor ise yıl içerisinde belli bir sayıda hastalık geçirmesi kaçınılmazdır. Bu sayıyı azaltmak alınacak önlemler şunlar olabilir:

• Yeni doğan bebekler pediatri doktorunuzun önereceği süre boyunca anne sütü ile beslenerek anneden alacağı bağışıklık faktörlerinden mahrum bırakılmamalı, daha ileriki dönemlerde uygun şekilde dengeli beslenmeli ve gene doktorunuzun önereceği vitamin takviyelerini almalıdır.

• Soğuk günlerde üşümeleri engellenecek şekilde giydirilmeli ancak üşüyecekleri kaygısı ile kapalı ortamlarda havasız bırakılmamalıdır. Özelikle yuva, okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunması gerektiği ortamlar soğuk günlerde bile sık sık havalandırılarak, çocukların taşıdıkları hastalıkları damlacık yolu ile birebirlerine bulaştırması önlenebilir.

• Yuva ve okuldaki toplam çocuk sayısı arttıkça hastalık bulaşması daha kolaylaşmaktadır, bu nedenle az sayıda çocuk barındıran yuva ve okullar hastalık bulaşması açısından avantajlı olabilir.

• Yine de okul veya yuvaya yeni başlayan bir çocuk için ilk altı boyunca çok sık enfeksiyon geçirmesi normal karşılanmalıdır. Her fırsatta sabun ile el yıkama alışkanlığının kazanılması da temas yolu ile geçen enfeksiyonları azaltmadaki en önemli etkendir.

Çocuklarda geniz eti büyümesi

Başlıca görevleri vücudu enfeksiyona karşı korumak olan geniz eti ve bademcikler, tekrarlayan enfeksiyonlar sonucu büyüyebilir ancak sonrasında eski haline döner. Normal haline dönmeyen bazı durumlarda ise geniz eti ve bademcik ameliyatı yapılması gerekebilir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Osman Ayataç’la geniz eti büyümesini konuştuk.

Geniz eti büyümesi genetik midir yoksa sonradan gelişen bir rahatsızlık mıdır?

Geniz eti genellikle genetik (ailevi) nedenlerle ve özellikle alerji öyküsü olan çocuklarda sık geçirilen iltihaplanmalar sonucu büyür. Öncelikle sık tekrar eden orta kulak iltihapları, uykuda solunum durması, büyüme ve gelişme duraklaması gibi önemli belirtilere sebep olursa ilaç ya da ameliyatla tedavi edilir.

Geniz eti normalde ne kadar olmalıdır? Büyümesi halinde ne tür rahatsızlıklara neden olur?

Geniz eti normal çocuklarda 2-3 cm civarındadır. Burun arkasından yukarıya doğru yayılmıştır. Geniz eti büyümesi hava yolları ve orta kulak ile geniz arasındaki kanalda yani östaki borusunda tıkanıklık oluşturur. Böylelikle çocukta;

* Ağızdan soluma ve sürekli ağız açıklığı,
* Kronik (uzamış) burun akıntısı,
* Burundan konuşma,
* Horlama,
* Huzursuz uyku,
* Yorgunluk,
* Ağlama,
* Büyüme ve gelişme duraklaması,
* Ağız ve dudaklarda kuruma ve çatlama,
* Diş gıcırdatması,
* Sürekli ağızdan nefes alma sonucu tahriş öksürükleri,
* Ağız kokusu,
* Sık oluşan orta kulak iltihapları,
* Uykuda solunum durması (UAS) rahatsızlıkları olur.

Her çocukta geniz eti olur mu, geniz eti büyümesi ne zaman anlaşılır?

Her çocukta mevcuttur. Geniz eti, boyun ve yutak bölgesinin yan röntgeni ve fiberoptik bronkoskop gibi yöntemlerle uzman muayenesi sonucu teşhis edilir.

Her geniz eti büyümesi ameliyat edilir mi?

Her geniz eti ameliyat edilmez. Çocuk hastalıkları ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından takip edilip şartlar gerektirirse ameliyat edilir. Her çocuğun geniz eti farklıdır. Geniz eti rahatsızlığı çocuğun genetik özellikleri, bağışıklık sisteminin durumu, beslenme ve sigara, kirli hava, sık enfeksiyon gibi çevre faktörleri ile yakın ilişkilidir. Enfeksiyon (iltihaplanma) ve büyümesi halinde belirti verir. Geniz etinin tümüyle çıkarılması, geniz eti bademcikler gibi kapsüllü olmadığından zordur. Bu nedenle bu durumun tekrarlama ve tekrar ameliyat edilme olasılığı vardır. Geniz etinin bademciklerle beraber alınması hastanın tetkiki sonucu çocuk ve KBB uzmanının kararına bağlıdır.

Ameliyatın riskleri var mıdır?

Genel anestezi ile yapılan bu ameliyatın her cerrahi girişim gibi riskleri de vardır. Ancak genelde sorun olmaksızın gerekirse hasta bir gece kontrolde tutularak taburcu edilir. Geniz etinin doğal seyrine göre genelde 6-7 yaşından sonra ergenlik dönemine doğru büyümesi durur. Çocuğun genetik yapısının yatkın olması, immun sisteminin durumu ve sık geçirdiği enfeksiyon geniz etinin giderek büyümesine sebep olur.

Geniz etinin tedavisi öncelikle ilaçla yapılır. Daha sonra ameliyat şartları oluşursa ameliyat edilir. Geniz eti ameliyatına karar verildiğinde bademcikle beraber alınması veya yalnızca geniz etinin alınması konusu dikkatle değerlendirilmelidir.

Evdeki gece bekçisi

Bebeklerin sağlıklı gelişimleri için uyku çok önemli. Zira büyüme hormonu özellikle bebek uyuduğunda faaliyetlerini artırıyor. Daha da ötesi ebeveynler gece uykusu düzenli bir çocukla dinç bir sabaha uyanmak ister.

Küçük bebekleri olan anneler bebeklerinin sık sık uyandıklarından şikayet eder. Yenidoğan bebeğin beslenmek için 2-3 saat ara ile uyanması normalken 3-4 aylıktan sonra bebeklerin en az 4 saat kesintisiz uyuması gerekir. Bu süre bebek büyüdükçe uzar. Sık uyanan bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu, kulak enfeksiyonu, mide reflüsü ve gaz sancısı gibi olasılıkların yanı sıra diş çıkarmanın getireceği sıkıntıları da göz önünde bulundurmak gerektiğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Bıçkıcı, bu tip rahatsızlıklar olmadığı takdirde diğer nedenler üzerinde durmak gerektiğini belirtiyor. Bebeğin emziğini sürekli düşürdüğü için uyanabileceği gibi ses ve ışık gibi uyarıcıların etkisi ile de uykusunun bölünebileceğini belirten Dr. Alper Bıçkıcı bu koşullarda ne yapmak gerektiğini anlattı.

Bebek emziğini sürekli düşürüyorsa

Emzik bebekler için kendini güvende hissedeceği bir destek sağlar. Bu güven hissini bebeğinizle kuracağınız iletişimle sağlayabilirsiniz. Bebeğinizi yatmadan önce emziksiz uyutarak uyku arasında emziğin düşmesi ile birlikte duyacağı yoksunluk hissine mani olabilirsiniz.

Emziksiz uykuya dalamıyorsa

Bebek emziksiz uykuya dalamıyorsa bebeğin damak yapısına uygun ve sık sık düşmeyecek bir emzik seçerek uyku arasında bebeğin emziğinin daha az düşmesini sağlayabilirsiniz.

Emzik düşmesi dönemsel ise

Bebek emziğini dönemsel olarak düşürüyorsa, bu dönemlerde bebeğinizde soğuk algınlığına bağlı burun tıkanıklığı olabilir. Bebek burnundan nefes alamadığında nefesini ağız yoluyla almaya çalışır ve emziğini düşürür. Bu durumda bebeğin burnuna bir miktar serum fizyolojik sıkarak bebek rahatlatılabilir.

Uyku eğitimine bir haftalıkken başlanmalı

Bebekler çevrelerindeki renk ve sesleri fark etmeye başladıklarında bu dünyadan kopmamak için uyuma konusunda direnebilirler. Bu durum göz önünde tutularak bebeğin uyku eğitimine bebek bir haftalıkken başlanmalı ve üç ay içinde bebeğe gece ve gündüz ayrımı öğretilmelidir. Bunu, gündüzleri onunla oyun oynayarak ve konuşarak, gece ise ışıkları iyice azaltıp dış uyaranlardan uzak tutarak sağlayabilirsiniz.

Geç kalınmış bir uyku eğitimi söz konusu ise

Bir haftalıktan başlayan uyku eğitiminde sonuçlar 6. ayda alınır. Geç kalınmış bir uyku eğitimi söz konusu ise yine gece gündüz kavramı öğretilerek şartlı refleks oluşturulmaya çalışılmalıdır. Bebek uyuyana kadar başında bekleyebilirsiniz. Uyku saatine sadık kalmaya dikkat ederseniz birkaç hafta içinde sorun çözülecektir.

Bebek en ufak bir ses ve ışığa uyanıyorsa

Bebeklerde 4 aylıktan itibaren anneyi kaybetme korkusu başlar. Bu korku bebeği daha hassas ve huzursuz yapar ve uykusunun daha hafif olmasına neden olur. Bu durumda bebeğiniz uyurken bir süre onun yanında kalıp başını okşayabilirsiniz. Rahatlayan bebeğiniz huzurlu bir uykuya dalar. Bebeğin uykusunun hafif olmasının bir diğer nedeni tam doymamış olmasıdır. İyi bir beslenme ve ılık bir banyo ile bebeğinize keyifli bir uyku sağlayabilirsiz.

Sürekli ağlıyor ve uykuya dalamıyorsa

Bebeğinizin yeterince beslendiğine emin olduğunuz halde bebek bir türlü uykuya dalamıyor ve ağlıyorsa bebeğin ağrısı olabilir. Sürekli ağlayan bebekte kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu ve gaz sancısı gibi hastalık bulgularının yanında diş çıkarma dönemindeki huzursuzluk akla ilk gelen nedenlerdir.

Bebeğinizin Banyosu için Hazır mısınız?

Bebeğinizi yıkayacaksınız ve size yardım edebilecek kimse yok! Hemen paniğe kapılmayın, yalnız başınıza da bebeğinizi yıkayabilirsiniz. Çocuk Doktoru Gökhan Mamur, yapmanız gerekenleri adım adım anlatıyor.

Öncelikle İhtiyacınız Olan Malzemeleri Yanınıza Alın

• Bebek küveti
• Küvet içine sünger veya küvet hamağı
• Bir leğen dolusu ılık su ve tas
• Bebek şampuanı
• Bebek sabunu
• Sünger veya küçük havlu
• Büyük havlu

Sıra Geldi Yıkamaya

Banyo, herhangi bir odada gerçekleştirilebilir. Leğende ılık su hazırlamadan bebek küvetini doğrudan banyo küvetinin içine koyarak da banyosunu yaptırabilirsiniz. Tabii, bu halde doğrudan duş başlığıyla da yıkayabilirsiniz. Bu durumda tek dikkat edeceğiniz şey; banyo suyunun sıcaklığının sabitliğidir. Bazı evlerin banyo suyu ısısı akarken değişken olabiliyor. Bu durumda bebeğinizin cildini bilmeden yakabilirsiniz dolayısıyla bu durumda leğende ılık su hazırlamak daha doğru olacaktır.

1. Banyonun gerçekleşeceği alanı belirleyin.

2. Odanın ısısı 24 derece olsun.

3. Tüm malzemelerinizi oraya götürün çünkü banyo bitene kadar oradan uzaklaşamayacaksınız.

4. Bebeğinizi soyun ve küvet süngeri veya hamağına sırt üstü yatırın.

5. Bir elinizle bebeğinizin sırtına ve başına destek vererek hafifçe kaldırın.

6. Diğer elinizle havlu veya süngeri ıslatın.

7. Gözlerini burundan kulağa doğru silin.

8. Yüzünü silin.

9. Tasa su doldurup bebeğinizin önünü boynundan aşağı ıslatın. Bunu sünger veya küçük havluyla da yapabilirsiniz.

10. Gövde, kol, bacak ve genital bölgelerini sabunlayın.

11. Tas dolusu su ile durulayın.

12. Bebeğinizi dikkatlice çevirin ve bir elinizle baş ve gövdesine destek verin.

13. Sırt ve popossunu ıslatın.

14. Sırt ve poposunu sabunlayın.

15. Sırt ve poposunu durulayın.

16. Başını avucunuza veya tasa su alarak ıslatın.

17. Şampuanlayın.

18. Avucunuza veya tasa su alarak durulayın.

19. Bebeğinizi büyük kuru bir havluya sarın.

20. Bezini bağlayın ve giydirin.

Emzik Verirken Dikkat!

“Emzik vermeli mi, vermemeli mi?” tartışıladursun, bebeğimiz emziğin keyfini çıkarmaya başlamıştır. Ve bir bakmışsınız ki, bağımlı gibi ondan ayrılmak istemez.

Yenidoğan döneminde ağlayan bebekler için ailelerin ilk başvurdukları yöntemin emzik vermek olduğunu söyleyen Dr. Alper Bıçkıcı, emzikten kaçınmak yerine emziği uygun bir şekilde vermek gerektiğini belirtiyor:

Bala Batırıp Vermeyin

Son zamanlardaki akademik araştırmalar emziğin bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin etmesi, ona güven hissi vermesi nedeniyle kullanılabileceğini göstermektedir. Emzikten kaçınmak yerine, doğru bilgi sahibi olmak ve bebeğe uygun bir şekilde vermek gerekiyor.

Emziğin şekerli besinlere batırılması uygun değildir. Özellikle 1 yaşından önce bala batırmak ise bebekte zehirlenme riski taşır.

2 Yaş Civarında Bıraktırılmalı

Genelde emziğin 2 yaş civarında bırakılması gerekir. Ancak bebeklerin emziği bırakmaları onlar için psikolojik destek anlamına da geldiği için zor olmaktadır. Bu nedenle ertelemek gerekebilir. Ancak bu süreçte günlük emzik kullanma zamanının sürekli azaltılması gerekir.

Emzik Yerine Başka Şeylerle Dişlerini Meşgul Edin

Bu dönemlerde emzik yerine dişlerini meşgul edecek kemirilebilecek meyve sebzeler verebilirsiniz. Ancak aspirasyon riski nedeniyle onu asla bir şeyler yerken yalnız bırakmayın.

4 Yaşından Sonra Damak Ve Diş Yapısını Bozar

Emzik 4 yaşından sonra damak ve diş yapısını bozabilir, kulak enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir. Mutlaka 4 yaşından önce emzik kullanımının bıraktırılması gereklidir.

Emzik bırakmak için emziğin verdiği sevgi ve güven hissine rakip olarak kumaş bebek, ayıcık gibi sarılabileceği oyuncaklar yardımcı olacaktır. Ayrıca emziğin zararlı olduğu sık sık sebeplerle anlatılmalıdır. Her emziksiz geçen gün-gece için ufak bir hediye emzik bırakmayı kolaylaştırır.

Kucak alışkanlığını anne-bebek ilişkisi belirler

Doğumun ardından bebeğin bakımı konusundaki tecrübesizlik, bilgisizlik yeni anneleri epey heyecanlandırır. Özellikle bebeğin kucağa alınmasıyla ilgili farklı yaklaşımlar, yeni annelerin kafasını karıştırabilir. İşte bu konu hakkındaki önemli bilgileri, Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer annelerle paylaşıyor.

Bazı yaklaşımlar bebeğin olabildiğince az kucağa alınmasından yanadır ki bebek kucağa alışmasın ve anne rahat edebilsin diye. Bazı yaklaşımlar ise bunun tam tersidir, annelere bebekleri hala anne karnındaymış gibi uzunca bir zaman neredeyse yapışık bir yaşam önerirler. Aslına bakılırsa bebeğin kucağa alınmasıyla ilgili tek bir formül önermek çok da akla uygun olmaz çünkü her bebek farklıdır ve her anne-bebek ilişkisi kendine hastır. Kucak alışkanlığını da bu kendine özel ilişki belirler.

Bebek, temel güven duygusu geliştikçe daha az kucak ister

Bebek annenin karnına düştüğünden itibaren (belki de çok daha önce) annenin zihninde bir yere sahip olmaya başlar. Bu “yer” annenin kendi psikolojik durumu, bir bebek sahibi olmakla ilgili duyguları, hazırlığı, kendi bebekliği ve yetiştiriliş tarzı, kendi anne babasıyla ilişkileri ayrıca eşiyle ilişkisi ile belirlenir. Annenin kendisi bir bebek sahibi olma konusunda ne kadar kaygıdan uzaksa, eşiyle birlikte ne kadar uyum içindeyse, ayrıca kendi çocukluğuyla ilgili duygusal çatışmaları ne kadar azsa bebeğinin de sakin olma olasılığı o kadar yüksektir. Anne kendini rahat ve huzurlu hissediyorsa, bebeğin ihtiyaçlarını karşılayabilme konusunda zaten doğal bir süreç yaşanacaktır.

İhtiyaçları karşılanan bebek daha huzurlu ve sakin olur. Bebek için önceleri çok yeni ve anlaşılmaz, belki de tehlikeli gibi görünen dünya, annenin bakımı ve sevgisi sayesinde yavaş yavaş güvenli bir yere dönüşmeye başlar. Böylece temel güven duygusu oluşur. Temel güven duygusu geliştikçe ve sakinledikçe başlangıçta belki de sürekli kucak isteyen bebek artık ayrı kalmaya daha çok dayanabilmeye başlar. Çünkü artık bilir ki tekrar ihtiyacı olduğunda anne ihtiyacını karşılayabilmek üzere yanında olacaktır. Yavaş yavaş anneden ayrı daha fazla zaman geçirir. Etrafının farkına varmaya başlar. Gülümsemeye, emeklemeye, yürümeye, dünyayı keşfetmeye başlar. Onunla eşduyum içinde olan anne de, bebeğinin yeni ihtiyaçlarını fark eder ve onu doğal olarak daha fazla bırakmaya başlar. Önceden ağladığı anda kucağına alıp meme verirken, artık ocaktaki yemeğinin altını söndürebilmek için belki de bebeğinin bir iki dakika sızlanmasına izin veriyor olabilir. Bu dönemle ilgili olarak bebeğin mizacının hiçbir önemi yoktur denilemez elbette fakat bebek ne kadar zor sakinleşen bir bebek de olsa annenin gösterdiği ilgi ve bakım sayesinde zor bir bebeğin bile zaman içinde anneyle arasında bir harmoni oluşabilir. Anne bebeğine, bebek de annesine uyum sağlar. Bu nedenledir ki anneler bebeklerinin ne zaman ve neden ağladığını, ağlama şekillerinden ve ses tonlarından anlarlar.

Gelişim dönemi de kucak konusunda önemlidir

Bütün bunları dikkate aldığımızda her bir bebek için şu kadar dakika kucağa alınmalıdır gibi tek bir formül bulunmadığını görüyoruz. Kimi bebek sürekli kucakta tutulmak ister, kimi bebek ise daha fazla ayrı kalabilir. Eğer bebeğin psikolojik gelişimi yolunda gidiyorsa zaman geçtikçe daha az kucak isteyeceğini bekleriz. Öte yandan, çocuk gelişim dönemlerini bilmek de kucak konusunda önemlidir. Örneğin 7-8 ay civarında bebekte yabancı korkusu gelişir ve bebek daha çok kucak isteyebilir. 18 ve 24 ay arasında anneye tekrar bir yapışma yaşanır ve daha fazla kucağa ihtiyaç duyabilir. Bu durumlar tamamen normaldir.

Kucağa hiç almamak doğru mudur?

Uzun sürelerle kucağa alınmayan bebekler için oldukça sakıncalı bir durum söz konusudur. Özellikle bazı Amerikan ekollerinde bebeğin uyutulması ile ilgili uzun süre kucağa alınmaması ve bebeğin buna alışması gerektiği tavsiye edilir. Gerçekten de bebek buna kısa bir zamanda alışır fakat aynı zamanda dünyayla ilgili de olumsuz duyguları gelişir. Bebek şöyle hisseder: “Korkuyorum, ihtiyaçlarımın da karşılanması gerek, ne kadar ağlasam da kimse gelmiyor, burası güvenli bir yer değil!” Bu bebeklerde özgüven, rahat ayrılamama gibi durumlar oluşabilir ve sakinleşebilmek için çok daha fazla kucağa ihtiyaç duyabilirler.

Otomobilde Artık Çocuk Koltuğu Şart!

Bebeğinizin sağlığı ve güvenliği elbette ki sizin için her şeyden daha önemli. Özellikle bu yaz aylarında bebeğinizle araba gezintisine çıkmak istediğinizde onun güvenliği her şeyin üzerinde…

Ancak bebeğinizle rahat ve güvenilir bir seyahat yapmak istiyorsanız oto güvenlik koltuğu kullanmadan onunla yolculuğa çıkmayın.

Güvenlik uzmanları, genelde daha önce kaza geçirerek büyük üzüntü yaşamış ailelerden şu tarz cümleleri çok sık duyduklarını dile getiriyorlar; “Markete gitmek için arabayla yola çıkmıştık… Oğlum oto güvenlik koltuğunda oturmayı hiç istemiyordu, bende sadece bir seferliğine onu koltuğundan kaldırdım ve kucağıma aldım.”

Ancak unutmayın ki, en ufak bir hata ömür boyu pişmanlık duymanıza sebebiyet verebilir.

Her ne koşulda olursa olsun, arabada güvenlik koltuğunu sürekli kullanmak yasaların gerektirdiği bir zorunluluktur. Gelişmiş ülkelerde özel araçlarda bebekler için 3 yaşına kadar oto güvenlik koltuğu kullanmak şart; ayrıca belli bir yaşa gelene kadar da bu kural zorunlu olarak uygulanmaktadır.

Her yıl, 90.000 çocuktan fazlasının araba kazalarında yara alması ve 1.000 çocuktan fazlasının da bu kazalarda hayatını kaybetmesinden dolayı bu kural zorunlu olarak uygulanmaya başlamıştır.

Oto güvenlik koltukları sayesinde, olası kazalarda yaralanma ve ölüm riski böylelikle azalmaya başladı. Kar amacı gütmeden yolcu güvenilirliğini düşünen organizasyon grubu Safety Belt Safe USA Merkezi’nin yetkili müdürü Stephanie Tombrello, olası kazalarda oto güvenlik koltuğu sayesinde ailelerin bebekleriyle rahat ve güvenli yolculuk yapacaklarını vurguluyor ve tüm anne babaları oto güvenlik koltuklarının kullanımına teşvik ediyor.

Avrupa Birliği yasalarına uyum çerçevesinde, ülkemizde de 1 Haziran’dan yani bugünden itibaren yeni Trafik Yönetmeliği geçerli oluyor. Boyu 1.35 metreden kısa ve 36 kg. altındaki çocuklar için ağırlıklarına ve Avrupa Güvenlik standartlarına uygun oto güvenlik koltukları kullanılması zorunlu hale geliyor. Bu yasaya uymayanlara ise para ve puan cezaları uygulanmaya başlanacak.

Bebek Arabasını Neye Göre Seçmeli?

Bebek arabası, bebeğinizle ilgili olarak satın alınması gereken en önemli eşyalardan biri. Farklı satış noktalarındaki farklı bebek arabası modelleri bebek arabası alırken karar vermenizi zorlaştırırken Kraft’ın Satış Müdür Yardımcısı İlkay İlhan, bebek arabası alırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktaları anlattı.

Olmazsa Olmaz Koşul Güvenlik

Alacağınız bebek arabası üzerinde olması gereken en önemli belge TS EN 1888 belgesidir. Bu belge ürünün Avrupa güvenlik normlarında uygun olarak üretildiğini gösterir.

Alacağınız bebek arabasında TS EN 1888 belgesine uygun olduğunu gösteren belgenin olmasına muhakkak özen gösteriniz.

En 1888 Nedir?

EN “European Norm” (Avrupa Standardının) kısaltılmış halidir. 1888 ise bebek arabalarının genel kodudur. Bu standart ülkemizde TSEN 1888 koduyla uygulanmaktadır. TSEN 1888 standardı bebek arabalarının Avrupa standartlarına uygun olarak üretildiğini ve bebeklerin güvenliğinin sağlandığını gösteren bir belgedir. Ülkemizde satılan tüm bebek arabalarının üzerinde ürünlerin bu standartlara sahip olduğunu gösteren TS EN 1888 etiketinin bulundurulması zorunludur.

Kullanım Kolaylığı

Bebek arabalarının kolayca açılıp kapanabilmesi ve taşınabilmesi çok önemlidir. Bu bakımdan tek elle katlanabilen modeller kullanımda büyük kolaylık sağlar. Ayrıca arabanın çift yönlü olarak kullanabilmesi ve arabanın katlandığında az yer kaplaması diğer fark yaratan özelliklerdir. Bunların dışında arabanın ağırlığı, tekerleklerinin 360′ dönebilmesi araba seçiminde önemli kriterler olabilir.

Bebeğin Konforu

Sizin kullanım kolaylığınızın yanı sıra, bebeğinizin arabadaki konforu da önemlidir. Oturma şiltesinin kalınlığı, sırt dayanağının farklı seviyelere ayarlanabilmesi, tentesinin kademeli olması, ön tepsisinin olması da bebeğinizin konforu için dikkat edebileceğiniz faktörlerdir.

Anne Babanın Yaşam Tarzı

Ebeveynlerin yaşam tarzı bebek arabası modeli seçerken belirleyici unsurlardan biridir. Örneğin; tabiatı seven anne ve babalar, uzun doğa yürüyüşleri için büyük tekerlekli bir modeli seçerken, alışveriş merkezi gibi iç mekanlarda gezmeyi sevenler ise daha hafif ve manevra kabiliyeti yüksek, katlanması çok pratik baston modelini tercih edebilirler.

Bebek Arabalarının Türleri

Baston Tipi Bebek Arabaları: Kullanımı kolay, pratik ve az yer tutan bebek arabalarıdır. Bunlara bağlı olarak konfor yönünden kısıtlıdır.

Standard Bebek Arabaları: Yatma özelliği, çift yönlü kullanabilme özellikleri gibi çeşitli özelliklere sahip olup, en yaygın olarak kullanılan bebek arabasıdır.

Jogger Tipi Bebek Arabaları: Ön tekerlekleri tek ve genellikle büyük olan ve hamilelikten sonra annenin form tutması amacıyla üretilmiş bebek arabalarıdır.

Travel Sistem Bebek Arabaları: Bu tür bebek arabaları özellikle 2. ve 3. grupta yer alan bebek arabalarının üzerine bebeğin doğumdan itibaren kullanılabilen taşıma koltuklarının monte edilmesiyle ortaya çıkmış olan bebek arabası modelidir. İstenildiği zaman bebek arabasından ayrı olarak otomobilinizde oto güvenlik koltuğu olarak, ev içerisinde sabit veya sallanır pozisyonda ana kucağı olarak da kullanabilirsiniz.